*
“İnsanın en büyük zaafı kendisini bizzat
kendi bilinciyle kandırabilmesidir. Bu yalan meşrulaştırılır ve zamanla gerçeğe
dönüşür.” (Freud)
Bence bu zaaf, bilincin haddini bilecek kadar kendini bilir olmayışından kaynaklanıyor. Genel doğruluk yapan bir insan zaafı sayamam. Eğitim-öğretim ve görenek, kişiyi bilgilendirmekten öte bilgi yapan düşünmeyi öğretse ve ayrıca var-oluş başarısı da bilgiyi kullanma ahlâkıyla değerlendirilir olsa, insan bilinci kendini kandırma zaafına karşı epeyce güçlenir.
İnsan bilinci, her sırası ve yeri geldiğinde bildiği doğru ve yanlış sanı ve kanılarını aklın bilimsel sorgusundan geçiren düşünmeyle anca kendini bilir olur. Bilincin bu kendini yargılama işi deneyim geçmişine bağlı olarak bazan farkına bile varılmayan sürelerde kendini biliş hükmüne varır; bazan da çetrefilli görecelikler arasında sıkışa kalır da hüküm öncesi uzun süren sorgulama ve düşünmede kalır. Uzun da sürse bilincin yargı hükmünde kararsız kalarak bildiğini sorgulayıp bilmediğini öğrenmeye geçerek düşünmeye devam etmesi, onun kendini bilme hâlinin gereğidir.
Bana göre, insan bilinci iki temel algıda mutlaka haddini bilmelidir. İlk olarak kendinden bağımsız dış gerçekliğe karşı haddini bilmesi vardır. İkinci olarak da insanın içsel duyum ve algı gerçekliğine, yani bilincin kendine göreli oluşturduğu kavramların gerçekliği üzerine haddini bilir olması vardır.
İlk durum haddini bilmişlikte, yeteri kadar çözümleyici bilgiyle bilimsel tanımlama getiremediği dış gerçeklik algısını bilinç kendi geçeri doğrudan saymaz. Bilgilenip de bilginin bilimsel sınanmışlığını umursamayan bilinç, kendini kandırma zaafına pek yatkın kalır.
İkinci durum haddini bilir olmada, bilinç kendi üretimi ve çıkarımı kavramların doğruluk geçerliğini dış yaşam ortamında deneyleyip sınamadan onları en geçerli doğrudan saymaz. Bilincin kendi üretimi veya çıkarımı bilgi kavramlarını kendi dışında sınamadan kesin gerçeklik doğrusu sayması, haddini iyice aşmasıdır ki bu onu kendini kandırma zaafının zirvesine taşır.
Bir insan kendini ancak gene kendi bilinciyle kandırabilir. Şimdi ben buradaki görüşlerimin doğruluğunda ısrarcı bir inatla karşı görüşleri reddetsem ve bilincimin ürettiği mana kavramlarını mutlak doğru saysam kendimi kendi bilincimle kandırmış olmaz mıyım? İnsanın başkasınca kandırılması da yalanı gerçek sandıran gene kendi bilinçsel algısıyla oluşur; ancak bu durum kendini kandırma değil de kandırılmak sayılır. Bence, kandırılmak da kendini ve haddini bilmez bilincin kendini kandırma zaafına yatmasından dolayıdır.
“Düşünmeyi öğrenmiş insan hiçbir şeye gözü (aklı) yumulu kanmaz.” Tolstoy...
Şimdi, Tolstoy'un özdeyişini doğru
sayarsak Freud’un sözüne güvenip de herkesin her zaman kendini kandırma zaafıyla
var olduğu tespiti yapılamaz. Freud’u ciddiye alırım elbet ancak genel geçer çaresiz
bir kader gerçekliği de görmem. Gene de herkesin bir biçimde kendini kanmaya
düşüren zaafları olmuştur. Yaşamı boyunca, duygusal ve bilinçsel zaafının gerçeklik
yanılsamasıyla kendini kandırmamış birisi yoktur sanırım. Bakın işte bu
tespitim her insan için geçerli doğruluktadır. Her kim ki “Ben hiçbir zaman
kendimi kandırmadım” der, dediği an kendini kandırmış olur...



