Bir toplum içinde Marksizm kısmen de olsa
uygulanabilir mi acaba? Uygulanabilirse Marksist sosyalistler bunun için
birleşip emek vermeli değiller mi? Marksist demokratik sosyalizm, ileri
demokrasinin bir ürünü mü olacak, yoksa zaten demokrasiyi ilerleten demokratik
bir unsur olarak mı kalacak? Ya da hem Marksist hem demokrat hem de sosyalist
olunamaz mı? Olunabilirse aynı zamanda bireysel özgürlükçü olmak da kaçınılmaz
olur; çünkü bu üç kavram ancak bireysel varoluş özgürlüğünü önemseyen anlayışla
ileri insan uygarlığına yaraşır bir anlam kazanır. Toplumsal huzur ve bireysel
mutluluk için komünist toplum düzeni yeterli olur mu? Yoksa sermaye ve emek
gücünü hukuk denetiminde çıkar iş birliğiyle toplumsallaştıran bir demokrasi mi
yeğlenmeli? Liberalizm ve hatta sosyal kapitalizm, demokrasi içinde uygulanabilir
bir varlık göstermektedir. Komünizm de demokrasi içinde uygulanabilir bir düzense,
bunun yol yöntemi nedir? Demokratik Komünizm, kulağa hoş geliyor; belki akla
mantığa da hoş gelir kim bilir? Üstünde düşünmeye değer.
Komünist bir demokrasi elbette olabilir; ancak bu hep ileri değişimi benimseyen evrensel demokrasiyle ne kadar bağdaşır? Ne de olsa komünist biri bireysel özgürlükçü takılmaya kalkışan yoldaşını saf dışı bırakmaktan çekinmeyebilir; bu da ileri demokrasiyle çatışan bir durum alabilir. Demokrasi eğer komünizmi reddetmeyecekse ne kadar ilerisini reddetmez? Demokratik Komünizm, bireyin toplumsal faydaya hizmet etmeyen ancak topluma doğrudan zarar verici olmayan özel yaşam özgürlüğünü güvende tutar mı? Bireyin kendi zevkine göreli tüketime ve mülkiyet hakkına hangi sınır ve koşulla izin verebilir? Dinsel ve daha başka inanç özgürlüğü, emeği sömürmeyen özel sermaye işletim özgürlüğü olacak mı? Olacaksa sınırları hangi özgürlük sınırıyla kapanacak? Eğer sermaye özel işletimden alınıp devlet emrine verilecekse patronların yerini bu kez atanmış müdürler mi alacak? Yoksa sermaye işletimi emekçilerin kendi aralarından seçtikleri vekil bir kurulca mı yürütülecek?
Marksist sosyal demokrasi kavramı aklıma böyle sorular takınca düşündüm ve sağlamca bir deneyim gereğine ihtiyaç duydum. Bence, Marksist sosyal demokratlar bir araya toplaşıp şu anda var olan demokrasi nimetlerinden faydalanarak düşüncelerini kısmen de olsa toplumsal somutlukta uygulamaya başlamalılar. Öngördükleri toplumsal ve bireysel var oluş biçimine en olası yakınlıkta somut bir yaşam tarzı sergileyebilmeliler ki, ben ve benim kafadaki bireysel özgürlük tutkunları ikna olalım. Kanımca bugünkü ileri demokrasi de Marksist sosyal demokratların açık uygulamalı komünist yaşam biçimiyle kendilerini topluma benimsetme özgürlüklerine itiraz etmeyecektir. Zaten özgürlükçü ileri (ilerleyen) demokrasi kendisini yok etme emeli gütmeyen yaşam biçimlerine karışmaz; karışırsa, bu kendisini inkâr olur. Bence, Marksizm zaten demokrasiyi ilerletici felsefi bir bilgidir; önerdiği komünizm, demokrasiye karşıt bir seçenek değildir.
Bildiğim kadarıyla Marksist felsefe ürünü komünizm, sermaye ve devlet sultasını reddeder. Ben sermaye ve devletin egemen erkinden vazgeçebilirim amma bireysel varoluş özgürlüğümün güvencesi olan laik demokrasiden vazgeçemem. Marksist komünist toplum içinde toplumsallık gereğim olan yaşam biçimi dışındaki özel yaşantımı özgürce ve özgünce tasarlayabilme hakkım saklı kalmalıdır. Aksi durumda, komünizm demokrasiye ne denli uyarlansa da bana yaramaz. Çünkü ben bireysel yaşamımı özgünleştiren özgürlük haklarımdan asla vazgeçmem.
Eğer amaç demokrasiyi toplumsal faydada en olası eşitlik düzeyine çıkarmaksa, Marksist felsefenin komünizmi sosyalist demokrasiye dönüştürme gayretlerine saygı duyarım. Zaten doğası gereği demokrasi kültürü de kendisini rafa kaldırmayan her tür toplumsal yönetim biçimine açık ve saygılı olmayı gerektirir. Ancak salt komünist veya sosyalist demokrasi bana yetmez. Aynı zamanda bireyci bir demokrasi isterim. Demokrasi de ancak hem bireysel hem toplumsal var oluşun özgürlük gereklerini karşıladığı ölçüde ileridir. İşte bu ilericilik olgusuna bağlı kalındıkça komünist demokrat veya demokratik komünist olmakta hiçbir sakınca görmem. Elbette işçi sınıfının tek başına iktidar olma ve kalma hevesinden vazgeçmesi de bu sakıncasızlığın bir gereğidir. Benim komünist demokrasim, toplumsal sınıf üstünlüğünü reddeder. Sınıfların ve halkların kardeşliğinden daha ileri bakıp “yaşasın insan kardeşliği” demeliyiz. Demokrasi, bireysel özgürlük güvencesiyle sosyalleşip refah yolunda sermaye ve emek iş birliğiyle ilerledikçe hep birlikte saygıyla yaşamak daha kolay olacaktır. Böylesi ileri düzey bir demokrasiyi tanımlama adı neden Demokratik Komünizm olmasın ki?
Aslında Marx’ın felsefi toplamının sert çekirdeği, insanın özgürleşmesi öbeğinde yerleşir. Marx’a göre toplumun özgürleşmesi, her bireyin özgür gelişim hakkını sağlamca temel eden hukuk uzlaşısı içindeki karşıtların ancak çatışmasız iş birliğiyle sağlanır. Bu iş birlikçi uzlaşı, kavgasız ve sınıfsız toplum için vazgeçilmez kurucu nedenseldir. Ben inanıyorum ki ilerletilen demokrasiyle eninde sonunda bu amaca varılacaktır.
Doğrusu demokrasi deyince ben herhangi seçimle iş başı yaptırılan bir toplumsal yönetim erkinden söz edemem. “Proletarya diktatörlüğü de tıpkı burjuva diktatörlüğü ve kapitalizm gibi demokrasi ile çatışmaz; pek âla uylaşır” demek, bana anlamsız gelmekte. ABD, İran ve Çin’de de demokrasi vardır diye demokrasi tek yanlı ideoloji ve sınıfsallığa göreli örneklenemez. Buralardaki demokrasi dogmalaşmış demokrasidir; genelde bir ideolojiye bağlı tek partili seçimlerle iktidar belirlenir ya da sermaye gücünün yönlendirdiği sözde herkese açık çok partili elemeli aday seçimleriyle belirlenen başkan ve parlamenterler yönetimleridir. Bize ileri, yani insanın insanlığını ilerleten demokrasi gerek. Serbest siyasetin, özgür düşünce ve inancın uygulanabilir olduğu, bireyci olduğu kadar toplumsal faydacı olabilen, emek ve sermeye iş birliğini kazan/kazan hukuk uzlaşısıyla bağlayacak olan ileri demokrasi evresi, bence ufaktan başlamıştır bile...
Demokrasi, en aykırı tek bireyin bile çevresine zararsız var oluş özgürlüğünü en yığınsal toplum özgürlüğüne eş değer tutacak kadar cesur ve etkin olduğunda ancak özgür insanlar toplumunun yönetişim onuru olacaktır. Demokrasinin cesareti elbette ki onun kurumsal yapılarını işlevli kılan bireylerin tavrıyla belirlenir. Amaçlanan “mutlu demokrasi” aşamasına “demokratik komünizm” denebilir; bence sakıncası yoktur. Sakıncalı bulduğum şey, demokrasinin bir ürünü olarak komünizmin gerçekleşmesi değil; komünizmin tepeden bindirme devrimle demokrasi üstüne çöreklenmesini sakıncalı bulurum… Emekçi sınıfın egemenlik gücü olsa bile, tek parti seçimli diktatörlüğün hiçbir biçimi ileri demokrasi ile bağdaşmaz. Sözde özgürlük adına sermaye sultasına göz yuman kapitalizm de ileri demokrasiyle bağdaşmaz. Ben bağdaştıramadım. Çünkü diktatörlük ve sözde diktatörlük karşıtı olan kapitalist özgürlük her koşulda yalnızca kendini yetke görür. Oysa ileri demokrasi, devlet erkiyle birlikte özerk toplumsal kurumların ve tek tek bireylerin de hukuksal yetkelerini muhatap alır ve onların özgürlük alanlarını genişletme misyonu üstlenir.
Sonlama sözüm: Ne zaman ki; sosyalistler, kapitalistler, emekçiler, komünistler, anarşistler, dinliler dinsizler ve hatta dinciler bile, açık toplum hukuku güvencesinde yapılan seçimlerde demokrasi içinde kalmak koşuluyla yönetici olma umutlarını yitirirler, demokrasi işte o zaman linç edilmiş olur... İşte o tehdit görülende demokrasinin ilerisi gerisi kalmaz, sadece özgürlük savaşımı başlar...



