İşe çıkış saati. Belediye otobüsü tıklım tıklım dolu. Zar zor bindim. Benim peşimden binen yolcunun kartı yoktu. Şoföre sordu:
- Para geçiyor mu?
-Geçmez; sadece akbil.
Adam tam inecekti ki… “Durun benim karttan okutalım” dedim ve bir bilet daha bastım. Adamın bir bozuk parası yoktu, bütünü de ben bozamadım. “Önemli değil, geç amca!” deyip yol verdim. Bir teşekkür bile etmeden, kalabalığı ite yara arkalara geçip kayboldu.
21. yüzyıl Dünya’mızda küresel ısınma, uygarlığa karşı Dünya Savaşı kadar büyük tehdit görülmekte. Evet, küresel ısınma uygarlığın maddi yapısallığına büyük darbe indirebilir. Ancak insan uygarlığını en yok edici tehdit kendi içinde saklıdır. Otobüste parayı umursamadan kendisi için akbil basan birine teşekkür etmeden herkesi ite kaka arkalara geçen kişinin ruhsal donukluğudur.
*
Şikâyet edilen duruma bir başka görüden bakınca, kendi kartını okutarak o adamı otobüs yolcusu yapan kişi de uygarlığın bekasından sorumlu tutulabilir. İyilikten doğacak maraz, iyilik gören kadar iyilik yapanın da üzerine kusurdur. Gördüğü iyiliğe minnet teşekkür bile etmeyen kişi, kendisini suskunca kabul edenler arasında kabalığını fark edemeyen bir iletişim cahili olabilir.
Kartını okutmadan önce, “Paran bozuk mu amca?” diye sorulmuş olaydı, bu iletişim fukarası cahil de otobüse bir daha kartsız veya bozuk parasız binmeye çekinir olabilirdi. Hadi öyle olmadı, hiç olmazsa sadece “Önemli değil!” yerine, “Önemi yok, bir teşekkür yeter!” demek de adamın donuk ruhunu ısıtan bir neden olabilir, kabalığına küçük bir törpü atılmış olurdu. Her şeye rağmen karşılıksız iyilik katıksız sevap sayılır; kafaya takıp sıkılmaya değmez. Ben burada düşüne düşüne yazıyorum; hangimiz öyle bir durumda karşımızdakiyle “ruhun işletim sistemini” düzeltici güdüm sözleriyle konuşur ki? Hele de insan uygarlığının gözdesi büyük şehirlerin kalabalık yalnızlığına sıkışmış ruhumuzla bunu becermek hiç kolay değildir; ruhun işletim sisteminde bilgeleşmiş olmak gerekir.
Ancak, adam arkaya geçerken itip kaktıklarının suskunluğu da adamın donuk ruhundan daha büyük bir uygarlık tehdidi oluşturur; çünkü toplumsaldır. Adam birkaç kişi tarafından nazikçe uyarılmış olsaydı aynı kabalığını bir başka otobüste sürdürmeye çekinir olabilirdi. “Acele etme amca yer açmaya çalışıyorum” diyerek, veya “İnecek misin amca?” diye sorarak “Ruhun işletim sistemini” insanlaştıran bir uyarı sinyali gönderilebilirdi. Bu sırada efelenen bir sinirle “Yavaş! Ohaa! Kör müsün birader!” diyen öteleyici sözler de ‘ruhun işletim sistemine’ daha ilkel sürümler yükleyebilir. Sert tepki, tepkisizlikten daha sakıncalı ruhsal işletim arızalarına yol açabilir. Zaten sert tepkinin kendisi de ruhsal arızadan kaynaklıdır.
Şu bir gerçektir ki hepimiz birer hayvan olarak doğarız. İnsan ruhunun her şeye rağmen her koşulda nezaketle iletişim kurması, insanın hayvanlığını törpüleyen en etkili davranış biçimidir. Her şeye rağmen özdeki şu tespit sağlamdır: “Şimdi ve önümüzdeki zamanlarda insan uygarlığına en büyük tehdit; otobüste kendisi için akbil basan kişiye teşekkür bile etmeden, herkesi ite kaka arkalara geçen birinin ve o birine suskun kalanların ‘ruhsal varoluş’ kusurundan çıkacaktır.”
Nedense insanların değişmesini isteriz de kendimizi değiştirmek için çok da uğraşmayız. Bir insan tek başına dünyayı değiştiremez; ancak dünyadaki insan kendisini tek başına değiştirebilir. Ruhsal donuklara karşı bile sinirsiz bir edep ve saygıyla konuşabilecek erdemliğe doğru değişmeye gayrette kalabiliriz. Ve erdemli insanların ortak toplumsallık gücüyle değişe değiştire uygarlığı da kurtarırız. Tehdit kadar çare olacak da insanın kendisidir…
*