11 Mart 2019 Pazartesi

GÖNÜL AÇIMLI AKIL İNSANI


Gönül, Kâbeden bile üstündür... Çünkü gönül, Allah’ın her daim teşrif edip onurlandırdığı tek yerdir... Kâbe, gönlüne girip de insanı onurlandıramaz. İnsandır Kâbe’yi gönlüyle onurlandıran… Ve gönül güzelliğince duyumsanan Allah’ın hikmeti, insanın en yüce duygusal gururu olur.

İnsan, gönülden niyetle Allah rızasına yaşıyorsa, Kâbe zaten o insanın bastığı her yer olmuştur bile. Ne var ki Gönül Kâbesi olabilmek için, gerçeğin evrensellik boyutlarının her noktasına minnetle yüz süren ruhsal olgunluk gerekir. Bu olgunluğa da insan ancak Allah aşkına gönül sebili açan akılla erişebilir. Akıl ve düşünce ne kadar engin olursa olsun, bir sarımlık gönül kucağı kadar insani ve ilahi değer yapamaz. 
*
Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi…

Girdiğin aynada, geçmiş gibi diğer küreye,
Sorma bir saniye, şüpheyle sakın; yol nereye?
Ayılıp neş’enin yükseltici sarhoşluğundan
Yılma korkunç bir uçurum zannedilen boşluktan!
Duy tabiatta biraz sen de ilah olduğunu,
Ruh erer varlığının zevkine duymakla bunu.
*
Bilgi sonsuzdur; sonsuzluk da Allah’ın imzasıdır… Ancak bilirim ki bu imza benim dünya üzeri varlığıma (bireysel varoluşuma) hiçbir söz-veride bulunmamıştır. Ben varoluş tümlüğüne sinmiş yaratıcı istencin oldurduğu, şimdilik bilinen en üst egemen canlıyım. Gene de benim varlığım, varoluşun tümlük yoluna döşenen bir döküntüden başka nedir ki?! İnsanın ve diğer canlı cansız varlıkların, ayrı kollarda yürüdüğü sanısı bir yanılsamadır. Hepimiz iç içe hem birbirini oldurmaya hem birbirinden olmaya aynı yolda farklı adım atanlarız. Ve tüm adımlar varoluş tümlüğü yapan değişim sonsuzu boyutta bir havuza yönlüdür…

Varlık, ölümün kucağından hem doğar hem yokluğa geçer. Varoluş tümlüğü dediğim de budur zaten; bir var bir yok oluştan ibaret değişim silsilesidir. Bu sürekli değişimsel varoluş gereğince bilmeliyiz ki bizim doğrumuz son ve tek gerçek değildir. Birbirimizi kendi doğrularımıza göreli ötelemeyi bırakalım. Bizim asıl varlık işlevimiz, hayat yolunu güzel edecek gönül bağları kurmak ve yeşertmek üzere doğru bildiklerimizi kullanmak, kullandırmak ve gönülden paylaşmaktır.

Kimse mutlak doğru bilgiye sahip olduğunu sanmasın; hepimiz hayat bilgisi gerçekliğinin zaman içre birer geçiciliğinden ibaretiz. Ne kadar düşünen beyin varsa bilgiye de o kadar farklı anlam yüklenmesi olasıdır. Aklının erim yolculuğu farklı olsa da her insan düşünmeyi öğrendikçe varoluş tümlüğüne varan tek gerçekliğin değişim sonsuzluğu olduğunu görebilir. Değişimden başka her şeyin değişebilirliğini kavrayan insan aklı, mutlak doğru sanılı ezber bilişle değil de bilginin değişim olasılığını sorgulayıcı düşünmeyle eyleme geçmeyi yeğler.

Her şeye rağmen akıl ancak doğru saydığı tanımda belli bir süre de olsa kalıcı olabilen bilgiyle düşünmeye geçer. Aklın yolunu bir eden düşünce, en doğru saydığı sanıyla değişim yoluna girer. Aklın eldeki bilgiyi bir süreliğine kalıcı doğrulukta sayması için vazgeçilmez ilkeyse, bilgiyi evrensel işlevsellik düzeyine dek her boyutuyla irdeleme gereğidir. Elbet bilginin evrensel değişkenlik boyutlarının gizlerini açan düşünmek de yetmez; düşünmeye, gelecek öngörüsüne göreli bilgisel değişim kurgusu ekleyecek hayal gücü de gerekir. Einstein bu yüzden “Hayal gücü düşünmekten ileridir” demiş olabilir. 

Kendininkini en doğru, hele de son doğru sanarak, farklı olanı yanlış ve tehlikeli gören birisi hem akıl hem gönül budalasıdır. Aslında doğruluk yolunda ne gerideki gericidir ne ilerideki ilerici. Biz hepimiz birbirimizin ebesi aynı yolun yolcusuyuz… Ancak önündekini hep kendi yanında tutmak için çelmeleyene gerici derim ben. Yaşam yolculuğu, her yolcuya açık gönül ve açık akıl doğrularıyla yürütülmeli; gerisi her yolcunun gönül ve akıl algısına bırakılmalıdır.
*
“Gönlüne göre yaşa git!’ derler. Onlar şunu bilemediler: Gönlünün götürdüğü yere giderken aklını geride unutanların çoğu perişan oldu. Perişan olmayanlarsa sadece şanslıydılar… Tek başına ne gönül ne akıl yeter; insanın gerçekten insan olup da ölebilmesi için, ille de bir mana yolunda hem gönül hem akıl yoldaşlığı gerek…
*
Gönül kapılarını hepten yıkmış seven bir ruha sarılan akıl, hayatın son umudunda yeni bir evren kuracak kadar ileri ancak ruhsuz akıldan kat be kat yücedir... Yapay zekâya duyurumdur.
*
Erdemli bilgeliğin kanıtı, düşünce ve eylemlerimizin beğenilmediği yerde takındığımız gönül tavrının ta kendisidir.
*
Hz. Ali de “Ara sıra gönülleri eğlendirin, çünkü gönül sıkılırsa körleşebilir” der.
*
Muharrem Soyek
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder