* “Gönül kapısını açık tutmak aşka iltifatın erdemidir. Ancak, gönül kapısından içeri girenin o kapıyı kapattırması aşkın zaferidir.” Muharrem Soyek
* “Gönül kapılarını hepten yıkmış seven bir ruha sarılan akıl, hayatın son umudunda yeni bir evren kurabilen gönlü kuru ruhsuz akıldan kat be kat yücedir... Yapay zekâya duyurumdur.” M. Soyek
*
Gönül, Kâbeden bile üstündür... Çünkü gönül yüce Rabbin teşrif edip onurlandırdığı tek yerdir... Üstündür; çünkü Kâbe gönüllere teşrif edip insanı onurlandıramaz. İnsandır gönlünü onurlandırmak için Kâbeye teşrif eden… Öte yanda gönül güzelliğinde duyumsanan Tanrı, insanın en yüce gururudur.
İnsan, Tanrı’yı duyumsadığı gönül bağlarını başkalarıyla paylaşmak için olgun ve bakımlı tutabiliyorsa o insanın bastığı yer zaten Kâbe’nin izdüşümü olur. Böyle gezici Kâbe olabilmek için gerçeğin her iki ucuna dokunmak yetmez; küresel sonsuzluğun her noktasına dokunabilmek gerekir ki bunu da insan ancak tam gönül açıklığıyla nefsinden vazgeçmekle yapabilir.
İnsanın nefsinden vazgeçmesi bilgisiz düşünmek kadar zor bir iştir. Gene de nefsin gönüldeki bencil kapanımlarını açtığımız oranda Tanrı’ya yaklaşırız. Akıl ve düşünce ne kadar engin olursa olsun açık gönülle seyretmiyorsa bir damla gönül açma muhabbetinin kucağı kadar bile olamaz. Bu yüzdendir Hac İbadeti'nin beklentisiz sevdayla Tanrı'ya gönül açınca anca geçerli oluşu.
Ayrı yollarda yürüyor olsak da, çok da farkımız yok birbirimizden; çünkü bütün yollar varlığın sonsuzluğuna ölümün kucağından başlar ve gene ölümün eşiğinden hiçliğin sonsuzluğuna düşerler. Bu yüzden de bizim asıl işlevimiz doğrularımızla birbirimizi tepelemek değil, doğrularımızın bilgisini birlikte kullanarak hayatı insana güzel edip sunabilecek gönül bağları yeşertmek olmalıdır.
Kimse kendindekinin tek ve son doğru olduğunu sanmasın; hepimiz birer hayat bilgisi gerçekliğinin görünümünden ibaretiz. Bu yüzden ne kadar düşünen beyin varsa, bilgiye de o kadar farklı anlam yüklenmesi olasıdır.
Gene de aklın yolunu bir eden düşünce, en doğru bulduğu sanıyla değişim yoluna girer. Doğru sanı için de vazgeçilmez ilkesel davranış, önce bir uca sonra diğer ters uca dokunabilmektir. Ve daha sonra da eylemsel somutluğun ihtiyacı doğrultusunda gerektikçe diğer ara uçlara dokunabilmelidir. Bu yüzden ne arkadaki gericidir, ne öndeki ilerici sayılır; çünkü aklın yolu ne düz gider ne aynı yöne bakar...
Biz hepimiz birbirimizin ebesiyiz aslında… Gün yüzüne daha engin doğmak isteyen her kimse karanlığın bilgisini de edinmek zorundadır. Kendini son doğru sanarak kendine benzemeyenleri yanlış ve tehlikeli sayanlar fena halde gönülleri kapanmış akıllardır aslında.
Erdemli bilgeliğin kanıtı, düşünce ve eylemlerimizin beğenilmediği yerde takındığımız gönül tavrının ta kendisidir.
*
Yahya Kemal Beyatlı da güzel demiş:
“Girdiğin aynada, geçmiş gibi diğer küreye,
Sorma bir saniye, şüpheyle sakın, yol nereye?
Ayılıp neş’enin yükseltici sarhoşluğundan
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy, tabiatta biraz sen de ilah olduğunu,
Ruh erer varlığının zevkine duymakla bunu”
*
Hz. Ali de “Ara sıra gönülleri eğlendirin, çünkü gönül sıkılırsa körleşebilir” der.
*
Yahya Kemal Beyatlı da güzel demiş:
“Girdiğin aynada, geçmiş gibi diğer küreye,
Sorma bir saniye, şüpheyle sakın, yol nereye?
Ayılıp neş’enin yükseltici sarhoşluğundan
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy, tabiatta biraz sen de ilah olduğunu,
Ruh erer varlığının zevkine duymakla bunu”
*
Hz. Ali de “Ara sıra gönülleri eğlendirin, çünkü gönül sıkılırsa körleşebilir” der.
*
Muharrem Soyek
***
***