Herkes yaşam ortamına ve bireysel varlık özelliklerine uygun bir algıyla, farklı dostluk tanımı yapabilir. Bu yüzden herkesin dost edinme değerleri de farklı olabilir. Kiminin ölçüsü manevi, kimininse maddi özelliklere ağırlık verir. Kimi de o kadar yalnızdır ki güzel bir söze bile razıdır. Dostlarımızdan beklentilerimizi biliriz ve belli de ederiz. Ancak, kendi bilincindeki dostluk beklentilerine uygun davranıp davranmadığını kaçımız dürüstçe sorgulayıp da dönüp kendi dostluğunu yargılamıştır ki? Çoğumuz kendisini ta doğuştan en baba dost sayar da dostluk ilişkisindeki hayal kırıklığından hep karşı tarafı (dostunu) sorumlu tutmaz mı?
Peki, “Ben nasıl bir dostum?” diye sorsak yanıtını dürüstçe alabilir miyiz? Bu soruyu hem dost bildiklerimizin hem kendimizin dürüstçe yanıtlaması sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü, dostlarımız üzüleceğimizi düşünerek tarafsız ve dürüst bir eleştirel görüyle yanıt vermeye çekinirler. Eh, biz de her zaman kendimizden yana duracağımız için soruyu dürüstçe yanıtladığımızdan emin olamayız.
Gene de kendi dostluğumuzu doğru bir ölçü hakkıyla değerlendirmenin bir yolu olmalı. Yanıtı ne kendimize ne dostun zarif düşüncesine göre, sadece içtenlikle benimsediğimiz dostluk ilkelerine uygunluğa göreli değerlendirmeliyiz. Önce nasıl bir dost istediğimizi saptamalı, sonra kendimizin bu saptamaya uyan bir dost olup olamayacağımıza onurumuz üzerine karar vermeliyiz. Sanırım dostluk ilişkisinde asıl eksik olan da budur. İnsan kendisini dost olarak sunarken dostundan beklentilerinin ne kadarını kendisinin de ona sunabileceğini dürüstçe yanıtlamış olmalıdır.
Rahatsızlık vermekten çekinen, dost kapısından çevrilmekten korkan, onur denen bir tuhaf olguyu da hesaba katmalıyız. “Dostlukta onursal gurur olmaz, olmamalı” demeyin; oluyor işte. Biraz da minnetlik korkusu basar insanı. Bu yüzden çoğumuz iyice sıkışmadan dost kapısını çalıp ihtiyacımızı doğrudan istemekte tedirgin kalırız. Aslında dostluk onur ve gururun en baskın olduğu insan ilişkilerinden biridir; çünkü karşılıklı üzülme veya kırılma olasılığı olan bir ilişki söz konusudur. Dost bildiğiniz kişi zor durumunuza duyarsız kalmışsa, artık o dosta gönül burukluğunuzu belli etmeden ne kadar içtenlikle sarılabilirsiniz ki?
Dostlar hep yardıma hazırmış gibi sorarlar: “Nasılsın?” Eğer iyiyseniz, sorun yok. Kötüyseniz, 2 seçenek vardır önünüzde: Ya gururun dayanılmaz baskısı altında “İyiyim!” diye yalan söylersiniz ya da dostunuzun size yardımcı olacağına inanarak, “Sıkıntıdayım!” dersiniz. Eğer gönlünde gerçek bir yeriniz varsa, yuvarlak sözlerle geçiştirmeden dostunuz sizin için elinden geleni hemen yapar. Tersi durumda dostunuz kendi durumundan yakınmaya başlar ve uzun süre kendisine ulaşmanızı engeller. Bu aslında sahte dosttan kurtulmaya iyi bir fırsattır. Gene de geriye insanın içini burkan bir eziklik kalır. Gene de şükür; biz o gönül burukluğunu, henüz ayağa düşmemişken dostun gerçek yüzünü görmüş olmanın tesellisine yatarak giderebiliriz.
Hepimiz can dostlarımız olsun isteriz; peki, kendimiz candan dost olabildik mi? Bilmeliyiz; sadece iyi günün keyfini paylaşan dostlardan mıyız, yoksa kötü gününde dostuna can suyu çeken dostlardan mı?
Bir dostum var, tam 10 yıldır her şeyi paylaşırız ama işin içine para girdi mi asla bana yansıtmaz. Dostum benimle maddi alışverişe girerse sonunda aramızdaki dostluğun nitelik değiştirip yozlaşacağından korktuğunu söylüyor... Ben de ona saygı duyuyorum; ancak onu kaybetmeme neden olabilecek şiddette bir sıkıntıya düşüp düşmediğini fark edebilmek için dolaylı duyumlara da uyanık duruyorum. Böyle bir durum oluştuğunda dostuma yardım elimi uzatmayı kendisi bile engelleyemez. Bir insanın yardıma muhtaç düzeyde sıkıntıda olduğu nasıl anlaşılır? Öğrenmeliyiz! Dostlarımız için öğrenmek gerek…
Neredeyse her şeyimi kaybedecek kadar batmak üzere olduğum bir dönemde, kendisine epey yardımım dokunmuş bir dostumdan ilk kez maddi destek istedim. Bana şöyle dedi: “Arkadaşların hepsi arabalarını yeniledi, bir ben kaldım. Kusura bakma! Para peşinde koşmaktan çok yoruldum! Arabamı alıp tatile çıkacağım.” Neyseki batmadım. Daha bir aydır tanıdığım ve çok da sık görüşmediğim ve henüz samimi de olamadığım biri aradı. Halimi hissedip beni konuşturdu ve ertesi gün bana nefes aldıracak kadar parayı hesabıma yatırdı. Sonradan öğrendim ki o da bana yardım için ödeyebileceği taksitlerle banka kredisi çekmiş. Bir dostum yabancı oldu, bir yabancı dostluk yaptı… Galiba dostun gerçeği de anca dosttan önce insan olmuştan çıkıyor…

Dost kar yağdırmaz umduğumuz dağlara
YanıtlaSilvarlığıyla döndürür benliğimizi
yemyeşil bahçelere bağlara
Dost dediğin de öyle olur. Önce dost olmalı olmalı sonra dosttan ummalı.
Sil